Danilo alican 7

 

7. bölüm

Kayıplar, Aşkın Notaları

Müzik= mitski, two slow dancers

Lana del rey= thunder (demo)

2016 İstanbul

Alican

“Sn. Alican,”

İlk satırdan okumayı bırakıp yırttı tekrardan. Çöp kovasına attığı 3. Mektuptu. Valiliğin düzenlediği saçma törenlerle ilgilenmek istemiyordu. Gözlüğünü takıp -o dönem gözlük kullanıyordu- apartmanından çıktı. Durağa doğru yürümeye başladı. Bu şehirden tiksiniyordu. Adalar’a gidip orda kalacaktı. Her hafta sonu yaptığı gibi. Babasıyla annesinin olduğu bir evde yaşamak onu boğuyordu.

Durakta beklerken yanına iki adam geldi. “Altuğ bak istemiyorsan söyle,” hararetli bir konuşmanın içindeydiler. Ali kulaklığını çıkartıp onları duymamak için müzik açtı.

Adamlar sonra ayağa kalkıp geldikleri yönün tersine gittiler. Ali orda biraz daha bekledi ama hâlâ istediği otobüs gelmemişti.

Sıkılıp müziğin sesini sonuna kadar getirdi.

Yanından başka insanlar da geçti ama onları da duymadı.

Daha sonra birinin elini kulağında hissetti. Başını kaldırınca annesini fark etti. Müziğin sesini tek hamlede kapattı. Annesi kulağından çekip onu havaya kaldırdı. Kulağındaki ağırlıkla ayağa kalktı. “Eve,” annesi kulağından elini çekti. “Geç!”

Annesi cevap vermesini bile beklemeden ona bir tokat attı. Alican’ın suratı tamamen yana yattığında annesi yine hakaretler ediyordu ama Ali olanları duyamayacak kadar aşağılanmış hissediyordu.

O kadar kötü hissetti ki. O gün -kendisi hatırlamasa da- bir söz verdi kendine. Onlardan uzağa bir yere gidecekti. Avrupa’ya mesela.

Kendisi gerisini hatırlamıyordu ama babası da evde hakaretler edecekti. Yine onlardan uzakta olmak istediği için. Biraz da saf bir nefretti bu. Aşağılanmış hissetmesi için elinden ne geliyorsa yapacaklardı.

Alican

Hayır, aşk sinemadaki gibi değildir.

Kimi filmlerde aşk gururdur, kimi dizilerde aşk vazgeçmektir, kimi zaman da aşk politiktir, kimi filmde ise aşk ölümden ibarettir. Bilgisayarın ekranını kapattığınızda ve o aşkın içinde olduğunuzun hayalini kurduğunuzda dünya üzerindeki hiçbir kişi, o kişiden daha fazlası olamaz diye düşünürsün.

İtiraf etmek gerekirse hayatım annemden gizli gizli izlediğim aşk filmleriyle geçmişti ve her filmde farklı bir adama aşık olur, her gece yatmadan önce o adamın hayaliyle uyurdum. Umudum, öyle bir aşkı bulabilmek değildi elbet çünkü biliyordum, gerçek hayatta o adamlara yer yoktu. Sadece hayallerimde o aşkı yaşamak beni mutlu ederdi. Sevilmek hoşuma gidiyordu ya da önemsenmek mesela. Altında yatanın ise ne olduğunu o zaman bile biliyordum, kim olursam olayım sevilebileceğim düşüncesi. Herkes çok güzeldi ve ben çirkindim. Herkesin arkadaşları vardı ve ben yalnızdım. Annem sürekli bağırırdı. Babam da desteklerdi onu.

Herkes o kişiydi, ben o kişi bile olmamıştım. Olmak gibi bir çabam da yoktu.

Ben o filmlerdeki sevilen kişilerden biri değildim.

Şimdi ise çok rahat bir şekilde yeniden aşk filmlerdeki gibi değildir, diyebiliyordum.

Çünkü aşk, gerçek hayatta çok daha güzeldi, bir gün o kişi uğruna ölmeyi bile göze alabilecek kadar üstelik.

 

İçeri geçtiğimde Danilo kapıyı kapattı ve kısa bir süre daha bana baktı, bakışları üzerimdeki takıma doğru kaydı. Dudakları düz bir çizgi halini alırken kaşları havalandı. “Hayalimdekinden daha tatlı olmuşsun.”

“Sen de,” diyebildim sadece. Hemen gözlerimi kaçırıp yandaki masaya baktım. Burayı henüz bulalı 2 saat bile olmamıştı ama hemen yemek hazırlamıştı.

Hava kararmaya başlarken yolumuzun üstünde büyük bir dağ evi bulmuştuk. Danilo kapıyı kırmıştı ve içeride kalmaya başlamıştık. Şansımıza boştu. Ve bir sürü kıyafet ve yiyecek vardı.

“Gel, otur istersen.” Sandalyelerin birini çekmiş beni bekliyordu. “Duş aldın mı sen?” diye sordum. “Tabii ki, hâlâ kokuyor muyum yoksa?” alayla sorduğu soru karşısında ne diyeceğimi bilemedim.

“O anlamda sormadım” dedim. Çektiği sandalyeye otururken. “Sadece baya yemek pişirmişsin” Kafamı kaldırıp suratına baktım. “Geyik eti vardı” onu da tam bana bakıyordu üstten üstten. “Bilirsin zaten hızlı pişer geyikler.” Göz kırpıp uzaklaştı.

“Yok bilmem, şef olan sensin,” Sandalyeye biraz daha yaslandım. “Yemedim zaten hiç”

“Umarım beğenirsin o halde,” dedi çatalı bana doğru uzatırken.

“S-sen yaptıysan” yine kekelemeye başlamıştım. “Ne?” Zaferimsi bir gülümseme vardı suratında. “Duyamadım seni?”

“Yerim yani sen yaptıysan,” dedim hızlıca. “Severim.” Kendi çatalımı elime aldım.

“Güzel” arkasına yaslandı. Dudakları sinsice kıvrıldı. “Başla o zaman”

Cevap vermeden eti çatala taktım. ‘Umarım kusmam,’ diye geçirdim içimden.

Aslında tadı iğrençti ama o an o kadar umrumda değildi ki… Her lokma sabahtan beri bir şeyler yemediğimi bana hatırlatıyordu.

Tabaktan başımı hafifçe kaldırınca Danilo’nun tuhaf bir ifadeyle beni izlediğini gördüm. Aşırı şaşkın duruyordu. Durup ona döndüğümde doğruldu. “Yemek yemeyi seversin de,” gülmemek için ağzını anlık eliyle kapatıp yeniden açtı. “İlk kez bu kadar iştahlı görüyorum seni,”

“Sen geç dalganı,” dedim dilimin ucundan. Hafifçe göz devirdim. Aynısını yapmaya çalıştı ama yapamadı. Sonra ikimiz tekrardan güldük. Hem de aynı anda.

 

 

“Çok garip değil mi, peşimizde korkunç insanlar var ama biz,” tabakları gösterdi. “Burda birilerinin dağ evinde gizlice yemek yiyoruz.”

“Yani bence bizim doğamızda var bu” kendimi sandalyeye daha da yaydım. “Baş başa kalınca durdurabiliyoruz savaşları, yangınları, her şeyi.”

“Çok güzel bi ikili olduk bence de.” Yeniden çatalına dönüp bir lokma daha aldı. Ben de önüme dönüp yandaki bardaktan biraz su içtim.

Son yudumu da aldıktan sonra bacak bacak üstüne atarak ona döndüm. “Acaba,” dedim. “Tekrardan kasabaya dönünce yeniden mi buluşsak böyle. Beraber bir şeyler yesek ama fenerde değil. Sence nasıl olurdu?”

“Bilmem,” dedi biraz düşünceli bir tavırla. “Fenerden uzak olmak kulağa güzel gelmiyor.” Yüzünü yapmacık bir tonda ekşitti.

“Of, çok sıkıcısın.” Yeniden önüme döndüm. “Bence şahane bir fikirdi.”

“Önce peşimizdekilerin kim olduklarını öğrenelim bence.” Eli hemen bardağına gitti. Tüm suyu anında dikledi.

“Hayal bile kurdurtmadın, pes yani.” Homurdanarak arkama yeniden yaslandım.

“Sen biraz daha ye bence,” dedi. “Salatadan ister misin?”

“İstemez,” diyerek bakışlarımı kaçırdım. O ara ona bakmıyordum. Karşıdaki pencereden verandayı izlemeye başladım. Hava birazdan tamamen kararacaktı.

Ben dışarıya tamamen dalmışken onun olduğu yerden birkaç kez deklanşör sesi geldi. Başımı oraya çevirdiğim an beyaz flaşlar patladı. Ellerimle gözlerimi kapattım. Birkaç kez ovuşturup açmaya çalışırken kahkahaları kulaklarımdaydı.

Ona doğru baktığımda fotoğrafımı çektiğini gördüm. Elinde eski bir kamera vardı. “Ya sen ne yaptın?” Benden habersiz çekilen fotoğraflar en sinir olduğum şeydi. Kendisi gülmeye devam ediyordu.  “Ver şu kamerayı, sileceğim.” Elimi uzattım ama nafile. Kamerayı masanın altına götürdü.

Kolunu tuttum. Kolumu tuttu. Ayağa kalktığında yine gözlerinin içine bakıyordum. O kadar yakındık ki gözlerindeki koyu lacivert rengi ortaya çıkmıştı yine. “Sadece bir fotoğraf,” dedi. “Sevmiyorum,” dedim.

Dudaklarımız neredeyse kavuşacaktı. Ben ciddi durdukça kendisi sırıtmaya devam ediyordu. “Ver şunu,” dediğimde sesim normalden daha fazla sertti.

“Kolaysa al,” turkuaz kamerayı havaya kaldırdı. Elimi oraya doğru götürürken elini tekrardan geriye çekti ve beni göğsümden tutup arkaya yasladı. Arkamdaki masanın tam üzerindeydim. Kendisi de üzerime yaslanıyordu. Arkaya düşmemek için gömleğinin yakasını sıkıca tutuyordum. “İnat etme işte,” dedi tekrardan alaycı sesiyle. “Tamam sinirlenme, ortamı yumuşatacağız şimdi.”

Ben ne olduğunu anlayamadan geriye çekildi. Eli arkamı dolandı ve belimdeki kavisin tam üzerinde durdu. Beni de kendisine çekince arkaya gitti kamerayı kenardaki bir sehpanın üzerine bıraktı. Ardından köşeye gitti. “Ne yapacağız?” dediğimde kaşlarımı serbest bıraktım. Ne kadar süredir çatıyordum bilmiyordum ama acısı şimdi çıkıyordu.

Köşedeki başka bir masanın üzerinden plak çıkardı ve onu pikaba koydu. İğneyi dönen yere yerleştirdi ve yavaştan müziğin sesi odayı doldurmaya başladı.

Etrafında dönüp önümde diz çöktü. “Benimle dans edersen belki fotoğrafı silmene izin veririm, kim bilir.” Göz devirdi ama çok tatlı görünüyordu.

Uzattığı eli tutmak yerine yine bildiğimi okuyup kameranın olduğu yere yöneldim. Ne yapmaya çalıştığımı anlamış olacak ki hemen arkamdan beni yakaladı. “Hayır,” beni tek hamlede omzuna almıştı. “Şimdi olmaz hiç sırası değil.” Dedi.

“Ya ne yapıyorsun indir beni,” ikimiz de kahkahalara boğulurken sırtına vurmaya başlamıştım. Eli yavaşça sırtımdan yukarı doğru çıkarken beni indirdi ve yeniden aynı hizaya geldik.

Arkadaki müzik çalmaya devam ediyordu. “Hadi müziği bekletmeyelim” dedi ve elimden tutup ceketimi düzeltti. Muhtemelen bu evde tek yaşayan bir adamın kıyafetlerini giymiştik. Ben siyah smokin takımını oysa onun beyazını giymişti.

Eli göğsümde gezerken kırışan yerleri düzeltiyordu. İşi bittiğinde avcumu açtı ve dudaklarına götürdü. Ben nefes bile alamadan içini öptüğünde boğuk bir inleme döküldü dudaklarımdan. Bunu duyunca kıkırdadı ve elimi geri çekti. Bu teması bile beni çıldırtmaya yetiyordu.

Müzik yavaşça yükselmeye başlarken “Adı ne?” diye sordum. “Ben de bilmiyorum,” dedi. “Ve inan şu an hiçbir önemi yok…”

Ilık nefeslerini tam da ağzımın içine veriyordu. Ellerini biraz daha sıkı tutup dansa başlattım. Bir adım geri gittik aynı anda sonra ellerimizi ortada birleştirerek birbirimiz yaklaştık. Bir elimi serbest bıraktığında Hafifçe sola döndüm. “Bir saniye,” dedi. Elimi anlık bırakıp cebinden bir sigara çıkardı. “Bu da nerden çıktı?” diye sorduğumda. “Evin sahibinden aldım.” Dedi. “Yani çaldım, ödünç aldım.”

Parmakları arasındaki sigarayı yakıp çakmağı da masaya attı. Yeniden elimi tuttuğunda daha da heyecanlanmaya başlamıştım.

Elimi sertçe çevirdi ve kendi etrafımda dönmemi sağladı. Ondan sonra beni kendine çekti. Önüme biraz eğildiğinde bacaklarının arasına bacağımı sıkıştırdı ve tam boynumdan nazikçe tutuyordu. O açıdan ağzında sigarayla o kadar çekici görünüyordu ki nefes bile veremedim.

Bir süre şarkıyı bekledi ve tekrardan beni döndürmeye başladı. Ardından iki eliyle beni tutup kendine çekti. Bir elim omzundaydı. Diğeri de ceketinin içinden sırtını tutuyordu. Şarkıyla beraber bir öne bir geriye gittik. Ben ayaklarımı nereye koyacağımı bile unuttuğum için ayağına sertçe bastım. Sigaranın altından yavaşça gülümsedi. Kahretsin harika görünüyordu. Ayağımı ayağının üzerinden çekmeme izin vermeden olması gereken yere götürdü. Siktir aşırı etkileyiciydi. Ayağını çekip dans devam etti.

Tekrardan olduğumuz yerden döndük ve kafamı yeniden uzattı. Üzerime daha çok ağırlığını verdi bu sefer. Beni tuttuğunu bildiğim için ellerimi cesurca iki yana açtım. Tavandaki avizeyle bakışıyorduk. Yeniden beni kaldırdığında bu sefer daha çok sokuldum ona. Masaya doğru dans ederken sigarayı parmakları arasında alıp havaya üfledi. Dumanlar yüzünü kapatmaya başlarken başka bir tane daha çekti içine, ardından beni belimin iki yanından tutup havaya kaldırdı.

O an işte tam o an o filmlerdeki aşıklar gibi hissettim. Ellerimi yeniden iki yana açtığımda çoktan aşağı inmiştim ve Danilo üzerime çökmüştü. “Sıkı tutun,” arkamdaki elini birden çektiğinde düşmemek için boynuna iki elimi sardım. Onun da diğer eli ensemdeydi. Boştaki eliyle yanağımı tuttu ve yarısı içilmiş sigarayı diliyle ağzının içine götürdü. Ben daha ne olduğunu anlayamadan dudaklarını dudaklarıma bastırıp içime koca bir nefes verdi.

Dumanı içime çektikçe inliyordum. Dilim dudaklarının her santimini tatmak istiyordu ama ağzındaki sigara yüzünden açamıyordu ağzını. Geriye çekildiğinde soluma dumanların tamamını üfledim. “Siktir, aşırı havalıydın!”

“İngilizce konuş seni anlamıyorum?” kalın sesi beni tamamen delirtiyordu. Kendini arkadaki kanepeye attığında ben de kucağındaydım. “Çok havalıydı,” dedim. Ne yapacağımı bilemiyordum ben de onun dudaklarına yapıştım. Aç bir kaplan gibi ellerim onun sakallarında geziniyordu. Kucağına daha da yerleşip dilimi onun dudaklarında bir gezintiye çıkardım.

Heyecandan yanaklarını tırmalıyordum. Altımda acı acı inliyordu. Ama beni hiçbir şey durduramazdı şu an. Kendisi bile. Fotoğraf mı? Siktir ettim bile.

Dişlerim dudaklarını ısırıp daha da açılmalarını sağlıyordu. O da kafamı ensemden tutup kendisine daha da bastırıyordu. Diğer eli gömleğimin altındaki çıplak sırtımı inceliyordu. Eli daha da aşağı giderken inlemelerime hakim olamıyordum.  

Kucağındayken ona daha çok sürtündüm ve dillerimiz buluştu. O an arkamdaki eli birden kalçama indi ve sertçe geriye çekildim.

Titreyen parmaklarım gömlek düğmemdeydi. Ama çıkartamıyordum. “Ah sikeyim.” Düğmeyi ona uzattığımda İtalyanca homurdandı tek hamlede gömleği söktü. Ben ceketiyle beraber onu yere atarken onun da eli kemerimdeydi.

Onu da çıkarınca karşısında çıplaklığımı paylaşıyordum. Ellerim saçlarımdan geçerken o da üstündekilerden kurtuldu. Altında sadece beyaz pantolonu vardı benimse siyah boxerım.

Elleri sırtımdayken beni yeniden kucağına aldı. Acı içinde inlerken yanaklarını tutup yüzünü yüzüme bastırdım. Kendisi de bizi merdivenlerin olduğu yere götürüyordu. Ensesindeki saçlarını tutarak kafamı bastırıyordum. Öpüşlerim gittikçe hızlanırken önünü görmek için geriye attı kafasını ben de boynuna yapıştım. Bu öpmekten çok ısırmaktı. Ama kendime hakim olamıyordum.

Merdivenlerin yarısı bittiğinde sırtımı sertçe duvara yasladı. Yere düşmemi engelleyen tek şey sırtımdaki sol koluydu. “Danilo,” kafam tamamen uçmuştu. Tek istediğim adını haykırmaktı. “Danilo, ben delireceğim.” Boynunda morluklar vardı. Benim öperek yaptığım. Omzunda ve sol memesinde kocaman bir dövme vardı. Gemicilikle ve birkaç sebzeyle alakalıydı ama anlayamadım.

İpleri eline almak için dudaklarını benden uzaklaştırdı ve sertçe yeniden bastırdı. Dişlerinin arasından “İstediğin kadar delir, ben burdayım toparlarız arkanı,” dedi. Kafam arkaya çok sert çarpmıştı ama hissedemiyordum bile. Vahşi bir dürtüyle beni öpmeye başladığında bacaklarını biraz daha açtı ve ben arasına yerleştim.

Kasıklarım, boynum, dudaklarım… her yerim cayır cayır yanıyordu. Pantolonunun bastırdığı erkekliği bana baskı yaparken tamamen gözüm döndü.

Yeniden beni kendisine yasladığında ona kocaman sarılıp nefeslenmeye çalıştım. Çoktan kan ter içinde kalmıştık. “Nefes alamıyorum sikeyim!” Boynumdan kafasını çekti ve merdivenleri teker teker çıktı. Bacaklarım sırtına daha çok sarıldığında bir anlığına gerçekten de zamanı bizim için durdurduğunu sandım.

Tekmeleyerek açtığı kapıdan içeriye girince birkaç adım attı. Ardından olduğum gibi yatağa atınca iki elimi yeniden açıp ciğerlerime hava doldurmaya başladım.

Üzerime çıktı. Bacakları iki yanımdaydı. Titrek ellerim hemen kemerine gidince üzerlerine kendi elini koyup kemeri çıkarttı. Pantolonunu da çıkarttığında biraz havaya kalkıp dudaklarına ulaştım. “Şsst,” eliyle dudaklarımın üzerine sus işareti yapıp kafasını geriye çekti. “Diğer elindeki kemeri bileklerimden geçirip yeniden yatağa yatmamı sağladı. Yukarda birleşen ellerimi sıkarak üzerime eğildi.

Her yerini her zerremde hissedebiliyordum. Ilık nefesi beni daha da heyecanlandırırken düşündüğümden de daha uzun bir süre yüzümü inceledi. Sanki her santimini ezberlemeye çalışır gibi. “Sence buna hzır mıyız?” kulağıma eğilip fısıldadı.

“Evet,” dedim serçte. “Evet…” dedim tekrardan. Heyecanımı fark edip gülümsedi ve tekrardan öpüşlerine devam etti. Biz ileri gitmeye başlarken burnumuza gelen duman kokusu ikimizi de durdurdu. Dudakları dudaklarımın üzerinde durduğunda “Siktir!” dedim. “Arkana bak!” dumanlar üzerimize üzerimize gelirken “Sigara! diye bağırdı. “Onu söndürmeyi unuttuk.”

Ellerim saçlarımdan geçerken alevler tam da kapıya geliyordu. “Nasıl bu kadar hızlı büyüdü?” diye sordum bi önemi varmış gibi. Üzerimden kalkıp kemeri çözdü. Ben de yatakta doğruldum. Duvarı birkaç kez tıklattı. Gelen tok ses ahşaptan olduğunu belli ediyordu. “Siktir burda öleceğiz!” ikinci kattaydık ve aşağı inemezdik.

Danilo hemen pencerenin oraya koştu. Arkasından gelince oranın bir balkon olduğunu görebiliyordum.

Kapıyı açmaya çalıştı ama nafile. Kilitliydi. Dumanlar daha da içimize işlerken ağlamaya başladım. “Ne yapacağız amına koyayım!” Ellerim sertçe saçlarımdan geçerken Danilo yanındaki pencereye dirsek attı.

Tek hamlede tuzla buz olan pencerenin kenarındaki cam kırıklarını da ittirip kendini boşluğa bıraktı. “Gel!” Bana bağırdığı an koştum ve aynısını yaptım. Pencereden sarkıp yanındaki balkona kendimi bıraktım.

Balkona ayak bastığım an soğuktan dişlerime kadar titremeye başladım. Danilo pencereden sarkan mor perdeyi tutup çekti. Ama o da çok kısaydı. “Bu bizi aşağı indirmez…” dedi umutsuzca.

Ay gökyüzündeydi. Birkaç tane de yıldız vardı. Çoktan hava kararmıştı. Aşağı bakıncaysa evin arkasındaki havuzu fark ettim. “Havuz!” dedim elimle göstererek. “Havuza atlayabiliriz!”

“Zaten başka şansımız yok” elimi tuttu. “Sadece hazır olana kadar bana sarıl.”

Sıkıca boynuna sarıldım. Geriye çekilip elini daha sıkı tuttum.

“Dikkat et!” bir ona baktım bir de aşağı. Aşırı korkunç görünüyordu. Arkamdaki ateş de daha da yaklaşıyordu. “Siktir atlayalım,” dediğimde İtalyanca bir şeyler söyledi. Titremelerim daha da şiddetlendiğinde sadece ölmek istemediğimi fark ettim.

“Üç, iki vee bir…” Korkuluğu geçip elini sıkıca tuttum.

Kendimizi boşluğa bırakınca korkudan eline daha da sıkı sarıldım. Ardından aniden suya düştük. Danilo İtalyancayla karışık küfürler ediyor, kahkahalar atıyordu. Suyun yüzeyinden kafamı tamamen kaldırdım ve ben de kahkaha atmaya başladım. Havuzun etrafı kana bulanmıştı. Ensemde bir ağrı hissedince oraya giden elimin de kana bulandığını gördüm. Danilo havuzdan çıkmış bacağını tutarak gülüyordu. Onun da bacağı kanıyordu ama sıyrıktı bunlar.  Zaten adrenalin yüzünden kalbim göğsüme çarparak atıyordu.

Ben de sudan çıkınca “Öleceğiz sandım.” Dedim. Rüzgar estikçe daha da titriyorum. Yanan köşke bakarak havuz kenarında uzanıyorduk. Aşk tam da buydu işte.

“Gitsek iyi olur,” dedi Danilo. “Fark edip buraya gelebilirler.”

“Neyle kaçacağız?” dediğimde Danilo’nun çoktan yanımdan gittiğini gördüm. Arkamdan gelen araba sesiyle irkildim. “Atla,” Danilo kornaya birkaç kez basarak beni çağırdı.

Arabaya koştum. Kapımı benim için açmıştı. Eski antika arabaya oturunca köşkün tamamen yandığını gördüm. Geceyi ay ya da yıldızlar değil bu köşkün yangını aydınlatıyordu.

“Duyuyor musun?” Danilo kulağını uzattığında “Neyi?” dedim. Eliyle sus işareti yapınca dinlemeye başladım. Dans ederken çalan şarkının sesi yanan köşkten hâlâ duyuluyordu. İkimiz de kahkahalara boğulurken eliyle bacağına pat pat yaptı. “Gelsene,” beni kucağına çağırdı.

Vites kolunu arkaya çekip kucağına oturdum. Yaralı bacağına temas edince sertçe inledi ama umursamdan onu öpmeye devam ettim. Arkada yanan bir köşk vardı. Ölmek üzereyken son anda çırılçıplak kurtulmuştuk ve sikik müzik devam ediyordu.

Kucağında sürtünürken resmen modumu yeniden yakalayabiliyordum. Kendisi de ensemdeki kanlı saçları tutup beni daha da kendine çekti.

“Fotoğraf,” dediğimde öpüşleri durdu ve gülmeye başladı. Kahkahaları ağzımın içini doldururken bir cevap vermedi. Ben de onu yeniden öpmeye devam ettim.

Devam edecek 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alican Danilo Bl

Alican Danilo bl 2

Alican Danilo bl 5